Dostlarının olur olmaz zamanda yaptığı ziyaretlerden illallah getiren bir Bektaşi, Allah'a şöyle yalvarmış:
— Allahım, sen beni dostlarınım elinden kurtar, düşmanlarımla nasıl olsa ben başa çıkarım!
2- Uğursuzluk
Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber aksama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir devrisin uğursuzluğuna bağlar. Solaklara seslenir. Saraydan çıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.
Sultan:
' Bre uğursuz, nabekâr! .. Bugün sabahleyin karsıma cıktın. Bu yüzden aksama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini... '
Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır:
' A devletlûm siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde! ... '
3- Kabahat sende değil!
Bir köyde yağmur duasına çıkarlar. Bektaşi de istemeye istemeye bunlara uyar, cemaatin arkası sıra giderken, eline geçirdiği bir ağaç dalını, kendi tarlasının bir kösesine saplayarak, basını yukarı kaldırıp, söylenir:
-Bizim tarla da iste burası...
Rastlantı bu ya, yağmur duası yapılır yapılmaz, bulutlar kendini gösterir.Kara bir bulutun kendi tarlası üzerine gittiğini gören. Bektaşi sevinçle koşar. Bir de ne görsün, ceviz büyüklüğünde dolu, bütün ürünü berbat etmemiş mi? O vakit başını yukarı kaldırır; söyle söyler;
-Kabahat sende değil, sana tarlayı gösteren mezevenkte! ...
4- Cimri
Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde 'Lâ havle' çekermiş.
Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.
- Atlarıma ne oldu?
Olayı başından beri takip eden Bektaşi, cevabı yapıştırmış:
- Ne olacak efendim, 'Lâ havle' yiye yiye 'Ve lâ kuvvete' oldular..